KARANLIKLAR ŞEHRİ

 

    Burayı en son bir ay önce görmüştün. Keşke buranın gerçekten de bir ay önce gördüğün yer olduğuna inanabilseydin, ama bu imkansız. Bir ay önce burası okyanusun ortasındaki Darken adasına gemilerin yanaştığı iskele bölgesiydi. Şimdiyse harabe halinde bir limandan başka bir şey değil. Her şey ölü. Çevreye tek kelimeyle karanlık hakim.

    Bir ay önce, "güneşe karşı cildin aşırı hassaslaşarak yanması" diye tanımlanan bir hastalık nedeniyle, hastalığa kapılan diğer Darken gençleri gibi tedaviye gönderilmiştin. Amerika'daki tedavi sonuçsuz kaldı. Darken'dan bir daha hiç haber alınamadı. Hep birlikte bir gemi tutarak geri dönmeye karar verdiniz. Bir gece gemide uynadığında, Darken'a yanaşmıştınız. Ama geminin içinde kimse yoktu. Arkadaşlarından ve diğerlerinden hiçbir iz yoktu. Daha sonra ufak da olsa bir iz keşfettin:

    Geminin iki kaptanı, kaptan köşkünde hiçbir darbe izi almadan ölmüşlerdi.

    Gemiden inip sahile çıktığında sanki her tarafında gölgeler yürüyormuş gibi hissediyorsun, ancak çevrende gölge yaratabilecek hiç kimse olmadığı gibi, gölge yaratacak hiçbir ışık da yok.

 

    Etrafı incelediğinde çok uzaklardan hafif bir ışık süzmesi geldiğini fark ediyorsun. Bu, Darken'ın deniz feneri olmalı ama hiç olmadığı kadar soluk bir ışıkla yanıyor. Normalde her yerde ışıklar varken bile rahatça fark edilebilecek bir ışık yayan deniz feneri, tüm bu karanlığın içindeki tek ışık olmasına rağmen fazlasıyla huzursuz edici gözüküyor.

    Burada fazla oyalanmamak en iyisi. İskeleden çıkan demir kapıya doğru ilerliyorsun. Kapı oldukça paslı...

 

    Bir anda ensende adeta canlı birinin nefesini hissediyorsun.

 

 

    Hemen arkama dönüp bakıyorum.

    Koşarak kapıdan çıkıyorum.